Skip to main content

Yazar: Emel Çelik

Gün İçerisinde Neden Mola Vermelisiniz?

Mola vermek, uzun yıllardır hem işverenler hem de çalışanlar tarafından oldukça kötü karşılanıyor. 10 dakikalık bir molanın dahi işleri aksatacağı ve hatta çalışanı olumsuz yönde etkileyeceği düşünülüyor. Mola vermek, gerçekten bu kadar kötü bir şey mi? İster işkolik olun, isterseniz de hiç stres yapmadan tüm sorumluluklarını yerine getirebilen bir çalışan; mola, hayatidir. Mola, zihninizin tekrar toparlanmasını sağlayarak odağınızı iyileştirir. Özellikle kreatif bir iş yapıyor ve hayal gücünüze sık sık başvuruyorsanız, mola vermemek zihninizi adeta öldürecektir! Aşağıdaki başlıkları inceleyerek mola vermenin önemini ve gün içinde neden mola vermelisiniz sorusunun yanıtını görüntüleyebilirsiniz.

Neden Mola Vermelisiniz?

Psikoloji ve tıp alanındaki pek çok uzman, geçmişten günümüze mola kavramının üzerine epey bir parmak bastı. Dijitalleşen iş hayatı ve pandeminin getirileri sonrasında, adeta eğlence ve iş kavramımız iç içe girdi. Sosyal medya kanallarında dahi vakit geçirirken işimiz alakalı içerikler görüyor ve beynimizin hiç durmaksızın çalışmasına izin veriyoruz. Yanlış anlamayın, beynimizin çalışıyor olması tabii ki de oldukça güzel bir şey. Ancak beynimizin hiç ara vermeksizin çalışması, burnout’u beraberinde getirir.

Yaratıcılığınızı, üretkenliğinizi ve en önemlisi motivasyonunuzu korumak istiyorsanız gün içerisinde kendinize mutlaka molalar tanımlamalısınız.

Nasıl Mola Vermelisiniz?

Mola verme eyleminin iş dünyasında pek de verimli kullanıldığını söylemek ne yazık ki memnun değil. Mola vermek, 10 dakika boyunca sosyal medya platformlarında dolaşmak değildir. Özellikle kendinizi, düşüncelerinizi ve beyninizi toparlamak istiyorsanız mola süresince dijital cihazlardan ve özellikle sosyal medyadan biraz uzak durmalısınız.

Molanız sırasında ne yapacağınız, hobileriniz ve keyif aldığınız hususlar doğrultusunda şekillenmeli. Resim çizmek, müzik dinlemek, dans etmek, kısa şekerlemeleri seviyorsanız biraz uzanmak, spor yapmak ve benzeri pek çok husus mola sırasında kolaylıkla gerçekleştirilebilir.

Vurguladığımız üzere mola vermek yalnızca 10 dakikalığına işinizi bırakmaktan ibaret olmamalıdır. Başarılı bir mola, sizlere şunları sağlayacaktır:

  • Yorgunluğunuzu gidererek toparlanmanızı sağlayacaktır.
  • Bilincinizi, fikir ve düşüncelerinizi toparlayarak kafanızdaki karışıklığı ortadan kaldıracaktır.
  • Fikirlerinizin dinlenmesini sağlayacak ve zihniniz yeni kreatif fikirler üretmek konusunda daha verimli olacaktır.

Mola Verirken Ne Yapmamalısınız?

Daha önce de vurguladığımız üzere mola verme fikri iş dünyasında oldukça çarpık bir şekilde uygulanıyor. Verimli bir mola süreci elde etmek için aşağıdaki hususlardan kaçınmalısınız:

  • Mola sırasında dijital cihazlardan olabildiğince uzak durmalısınız.
  • Kahve eşliğinde sigara içmek bir mola aktivitesi değildir, zihninizi rahatlatmaz.
  • Mola sırasında işinizle ilgili hiçbir materyal ile ilgilenmemelisiniz.

Tüm bu hususlara dikkat ettiğinizde kendiniz için kusursuz bir mola süreci yaratabilir ve verimliliğin tavan noktasına erişebilirsiniz. Ayrıca yeterli mola vermek, burnout’u engellemenin en önemli yöntemlerinden biridir. Burnout hakkında bilgi edinmek isterseniz, burnout nedir isimli içeriğimizi inceleyebilirsiniz.

Çalışma Ortamının Verimlilik Üzerindeki Etkileri

İş hayatı, verimlilik, üretkenlik, memnuniyet, çalışma ortamı, iş arkadaşları… İş hayatı oldukça çetrefilli ve karmaşık olabiliyor. Özellikle bir işe yeni başladıysanız, öğrenmeniz gereken pek çok yeni şey ve daha da korkuncu alışmanız gereken pek çok yeni kültür peydahlanıyor. Bu yazıyı okurken ister bir çalışan olun, ister bir işveren; çalışma ortamı, çalışanların verimliliğini doğrudan etkileyen hususlardan biridir ve her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Çalışma ortamı denildiğinde akla gelen ilk olgu ofis olsa da bu denklemdeki tek hususun ofis olmadığını anlamanız hiç de uzun sürmeyecektir. Şimdi aşağıdaki başlıkları inceleyerek çalışma ortamı ve verimlilik arasındaki ilişkiyi olabilecek en iyi şekilde görüntüleyebilirsiniz!

Çalışma Ortamı ve Verimlilik İlişkisi: Beklentiler

Beklentiler, hayatımızın neredeyse her alanında memnuniyet seviyemizi doğrudan etkilerler. Beklentilerimizin duygularımız üzerindeki etkileri kimi zaman pozitif, kimi zaman ise oldukça negatiftir. İş arayan bir kişinin beklentileri, işe başladıktan sonraki memnuniyet seviyesinin aslında kısa bir özeti olarak görülebilir. Beklenti konusunu hem işveren hem de çalışanlar özelinde incelemek çok daha açıklayıcı olacaktır.

Çalışanlar, çoğu zaman kafalarında kurdukları ideal iş ve ideal iş ortamı ile bir arayışa girerler. Ancak hayatımızın her alanında olduğu gibi, iş hayatında da tüm beklentilerimizin karşılanması asla mümkün olmayacaktır. Bu sebepten bir çalışan olarak ciddi motivasyon kayıplarıyla karşı karşıya kalmak istemiyorsanız değiştirmeniz gereken ilk şey, beklentilerinizdir. Bir iş teklifini değerlendirirken mutlaka beklentilerinizi de göz önünde bulundurmalısınız ancak beklentilerinizi de olabildiğince törpülemelisiniz. Çok uçuk beklentiler, kaçınılmaz motivasyon kayıplarıyla sonuçlanacaktır.

İşverenler, çoğu zaman çalışanların beklentilerini öncelik sırasında bir hayli geride tutarlar. Elbette her bir çalışanın beklentisini tek tek gerçekleştirmek mümkün değildir ancak yarattığınız kurum kültürü, çalışanların beklentileriyle doğrudan bağlantılıdır. Özellikle işe yeni birini alırken şirketinizin kültürü ve şu anda kadroda yer alan çalışanlarınızla uyumlu kişileri seçerseniz, büyük ihtimalle aykırı bir çalışana kıyasla çok daha mantıklı ve makul beklentilere sahip bir kişiyi kadroya katmış olursunuz.

Özetlemek gerekirse, çalışanlar beklentileri konusunda biraz daha gerçekçi olmalılar. Lütfen bunu söylediğimiz için bize kızmayın, bu ne yazık ki iş hayatının gerçeği. İşverenler ise kurum kültürlerinde mutlaka çalışanların beklentilerini karşılamaya yer vermeliler. Memnun edilmeyen bir çalışan, işleyen sistemdeki bir çarkın arızalanmasıyla eş değer bir problemdir.

Şirket ve Ekip Kültürü

Günümüzde pek çok kurum kendi kültürüyle övünür ve hatta bu kültürü iş ilanlarından sosyal medya paylaşımlarına kadar her alanda yansıtır. Ancak bazı vakalarda, şirketin bu kültürünün çalışanlara pek de yansımadığını görmek mümkündür. “Kurum” ve “Yönetim” her ne kadar bu kültüre sahip olsa da kurum içerisindeki ekipler bu kültüre henüz yeterince adapte olamamış olabilir.

Eğer gerçekten benzersiz ve çalışanlarınızı memnun ederken verimliliklerini artıracak bir kültüre sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, bu kültürü herhangi bir dayatma olmaksızın kurumunuzdaki tüm ekiplere yansıtmalı ve bu kültürün onlar tarafından kucaklanmasını sağlamalısınız.

Bir ekipte görev alan herkes birbiriyle tamamen uyumlu olmayabilir. Birbirini daha önce tanımayan insanların kusursuz bir uyuma sahip olmasını beklemek elbette gerçekçi olmayacaktır. Birbirini hiç tanımayan, tamamen farklı beklentilere ve zevklere sahip olan bunca insanın hiç bozulmayan bir sistem gibi çalışmasını sağlayacak tek husus; şirket ve ekip kültürüdür. Bir kültür inşa ediyorsanız ya da halihazırda bir kültüre sahip olduğunuzu savunuyorsanız, tüm çalışanlarınıza bu kültürü olabildiğince başarılı bir şekilde gösterdiğinizden emin olmalısınız.

Çalışma Ortamı ve Ofis Olanakları

Çalışan verimliliği konusunda mutlaka göz önünde bulundurulması gereken bir diğer husus çalışma ortamı ve ofis olanaklarıdır. Çalışma ortamı, kişilerin verimliliği üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir. Günümüzde pek çok ofis dizayn edilirken ana odak, şirketin kurumsallığını yansıtan lüks bir görünüm ortaya koymak yönündedir. Oysa ana odak, çalışanların verimliliği ve konforunda olmalıdır.

Çalışanların konforlu bir ortamda çalışması, verimliliklerini ve ortaya koydukları eforu doğrudan etkileyecektir. Çalışma ortamındaki mobilyalardan teknolojik altyapıya, aydınlatmadan ofis yerleşimine kadar pek çok husus verimlilik üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olabilir.

Ayrıca ofislerde çalışanların dinlenebileceği, eğlenceli aktiviteler gerçekleştirerek sosyalleşebileceği alanlara yer vermek de bir hayli önemlidir.

Tüm bu kriterleri standart bir ofiste sağlamak bir hayli yorucu ve maliyetli olabilir. Ancak günümüzün yeni nesil ofis çözümleri sayesinde tüm bu bahsedilen kriterlere tek seferde sahip olmanız mümkün. Çalışanlarınıza, tamamen verimlilikleri ve konforları düşünülerek tasarlanmış bir ofis ortamı sunmak isterseniz Windowist’in hazır ofis çözümlerinden faydalanabilirsiniz.

Tükenmişlik Sendromu (Burnout) Nedir?

İşiniz, eviniz, sosyal hayatını ve sorumluluklarınız arasında sıkışıp kaldığınızı ve boğulduğunuzu mu hissediyorsunuz? Eskisine kıyasla çok daha çabuk yoruluyor, yaratıcı düşünemiyor ancak buna bir isim koyamıyor musunuz? Tükenmişlik sendromu, yani burnout, tam olarak bu hislerinizi tanımlıyor.

Hayatımızın oldukça önemli bir bölümünü kapsayan işimiz, bazen bizi oldukça zorlayabiliyor. İş dünyasında işinden ve kariyer adımlarından tam olarak memnun olan kişiler azınlıktayken, pek çok kişi kariyerinin zorlu olduğunu ve tam olarak mutlu olamadığını düşünüyor. Kariyer ve kişisel hayatınız çakışmaya başlayıp sizi etkilediğinde ise ortaya burnout sendromu çıkıyor. Elbette burnout sendromunu yalnızca iş hayatına yüklemek yanlış, ancak aradaki dengeyi sağlayamadığınız sürece bunun ana kaynağı muhtemelen iş hayatınız olacaktır. Aşağıdaki başlıkları inceleyerek burnout sendromu nedir ve bu sendrom ile nasıl mücadele edilir öğrenebilirsiniz.

Tükenmişlik Sendromu (Burnout) Nedir?

Tükenmişlik sendromu, gündelik hayatımızın ve iş hayatımızın sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken üretkenliğimizin, yaşam tatminimizin ve mutluluğumuzun azalmasına neden olan; kronik yorgunluk, stres ve hatta depresyon gibi belirtilerle kendini gösteren bir rahatsızlıktır.

Tükenmişlik sendromu her ne kadar tarih sahnesine 70’lerin ortalarında sağlık çalışanlarının deneyimlediği bir fenomen olarak ortaya çıkmış olsa da günümüzde pek çok kişi burnout sorunundan müzdarip. Hatta verilere göre, beden işçilerinden ziyade iş yerinde masa başı çalışan kişilerin burnout sorunuyla daha fazla karşılaştığı söyleniyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün burnout için tanımı, “başarılı bir şekilde yönetilemeyen kronik iş yeri stresinden kaynaklanan bir sendrom” oluyor. Yani burnout çoğu zaman iş yerindeki stres ve süreçlerden kaynaklanıyor.

Günümüzde burnout sendromunun başlı başına bir psikolojik rahatsızlık mı yoksa depresyon gibi diğer psikolojik rahatsızlıkların bir alt türü mü olduğu halen tartışılıyor. Burnout sendromu sonrasında ortaya çıkan semptomların çok önemli bir bölümü depresyon ile bire bir örtüştüğünden, bu tartışma halen sonuçlanmış duruma değil. Bu tartışma, sağlık kuruluşlarınca da sürdürülüyor. Buna örnek vermek gerekirse, Amerikan Psikoloji Derneği tarafınca yayınlanan Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve İstatistik El Kitabı’nda burnout bir psikolojik rahatsızlık olarak kendine yer bulmuyor. Ancak Dünya Sağlık Örgütü 2019 yılında tükenmişlik sendromunu “kişinin işiyle ile ilgili deneyimlediği bir problem” olarak tanımlayarak, psikolojik rahatsızlık listesine dahil ediyor.

Tükenmişlik Sendromu (Burnout) Nedenleri

Tükenmişlik sendromu yalnızca bir değil, birden fazla neden sebebiyle ortaya çıkıyor. Bu sebepler arasında kişisel duygu durum halinden iş ortamındaki strese kadar oldukça geniş bir yelpazede sorunlar mevcut. Ancak tükenmiş sendromuna sebep olan başlıca durumları şu şekilde sıralamamız mümkündür:

İş Hayatıyla ilgili Gerçekçi Olmayan Beklentiler

Beklentiler, hayatımızın gidişatını önemli ölçüde etkiliyor ve hatta değiştiriyor. Beklentilerimiz çoğu zaman sağlam bir gelecek inşa etmek konusunda bizlere yardımcı olsa da beklentiler konusundaki ölçüyü kaçırdığımızda, iş hayatımızı oldukça olumsuz bir yönde etkileyebiliyor. İşle ilgili gerçekçi olmayan beklentiler hem işveren hem de çalışan tarafında kendini göstererek kişilerin psikolojik durumunu etkileyebiliyor. Bir işveren, çalışanının kısa süre içerisinde büyük şeyler başarmasını bekleyerek çalışanını büyük bir stres altına sokuyor. Aynı şekilde bir çalışan da büyük beklentilerle başladığı işinde beklentilerinin karşılanmadığını gördüğünde, duygusal bir çöküş içerisine sürüklenebiliyor.

Micromanagement

Mikro yönetim, iş hayatında sıklıkla kullanılan bir yöntemdir ve doğru bir şekilde uygulandığında hem iş verimliliğini artırır hem de çalışanların kendini geliştirmesine ve gerçekleştirmesine yardımcı olur. Ancak mikro yönetimi sürdüren yönetici, başarılı pratikler uygulamadığında ortaya pek çok farklı sorun çıkar. Çalışan kişi, mikro yönetimde yapması gereken işler ve bu işleri tamamlaması gereken zaman dilimi konusunda söz sahibi değildir. Bunlara ek olarak, yaptığı her bir iş tüm detayına kadar başka biri tarafından kontrol edilir, eleştirilir ve hatta zaman zaman sorgulanır. Tüm bunlar olumlu bir yaklaşım yerine olumsuz bir yaklaşımla gerçekleştrildiğinde, çalışan için duygusal bir çöküş kaçınılmazdır. Çalışan, kendi başına bir karar alamaz ve kendini sürekli hesap vermek zorunda hisseder.

Yalnızlık ve Sosyal Hayat

Özellikle pandemiyle birlikte hayatımıza hızla giren uzaktan çalışma düzeni, tükenmişlik sendromları üzerinde büyük bir etkiye sahip olmuştur. Uzaktan çalışmanın pek çok faydası bulunuyor olsa da bu çalışma stili kimselerce suistimal edilebilir. Uzaktan çalışan kişilerle konuştuğunuzda, pek çok kişiden aynı şikayeti duyabilirsiniz; “Mesai kavramı yok, gecelere kadar çalışıyorum.” Bu gibi bir tempoda çalışan kişinin sonu elbette pek parlak olmayacaktır. Overwork, kişi işinden ne kadar memnun olursa olsun burnout ile sonuçlanacaktır.

Evden çalışmanın diğer bir olumsuz sonucu ise kişinin sosyal hayatının olumsuz yönde etkilenmesidir. İş ve gündelik hayatı bir araya giren çalışanların en büyük sorunu, sosyal hayat kalitelerinin düşmesi ve eskisi kadar sosyalliğe vakit ayıramamalarıdır. Kişinin gündelik yaşantısında iş ve iş ile bağlantılı konular diğerlerine nazaran daha fazla yer kapladığında, burnout yine kaçınılmazdır.

Burnout Sendromunun Belirtileri Nelerdir?

Burnout sendromu, depresyon ile oldukça benzer belirtilere sahiptir. Ayrıca burnout sendromunun hem fiziksel hem de bilişsel belirtileri olabilir. Tükenmişlik sendromunun en yaygın fiziksel belirtileri şunlardır:

  • Yorgunluk ve aşırı uyku durumu
  • Sıklıkla gerçekleşen yoğun baş ağrıları
  • Sindirim ve bağırsak sistemlerinin etkilenmesi
  • Uyku düzeninin bozulması ve uyku kalitesinin azalması
  • Soğuk algınlığı gibi rahatsızlıkların kronikleşmesi

Tükenmişlik sendromunun en yaygın bilişsel ve davranışsal semptomları şunlardır:

  • Öfke eşiğinin eskisine kıyasla daha aşağı seviyelerde bulunması ve sık sık öfkelenilmesi
  • Duyguların daha yoğun ve daha hızlı bir şekilde ortaya çıkması. Ağlama krizleri, öfke patlamaları gibi.
  • Genel olarak depresif ve karamsar bir ruh halinin hakim olması.
  • Daha inatçı ve yeni fikirlere kapalı bir hale bürünülmesi.
  • Sosyal medya, alkol ya da sigara gibi alışkanlıkların yavaş yavaş bağımlılığa dönüşmesi.

Görüldüğü üzere burnout, yani tükenmişlik sendromu, bahsedilenin aksine basit ya da önemsiz bir bozukluk değildir. Günümüzde pek çok kişi, burnout sendromuyla karşı karşıya kalmaktadır.

Yeni Nesil Çalışma Alanı Nedir?

İş dünyası günden günde gelişiyor ve değişiyor. İş dünyasındaki bu değişimden çalışma kültürü de önemli ölçüde etkileniyor. Tüm bu kümülatif etki sonucunda ortaya pek çok yeni çalışma türü ve hatta çalışma alanı çeşidi ortaya çıkıyor. Yeni nesil çalışma alanı olarak adlandırılan ofisler de bu yaklaşımların bir ürünü. Her ne kadar günümüzde yeni nesil çalışma alanı dendiğinde akla ilk olarak ortak çalışma alanları gelse de aslında hazır ofis ve sanal ofis sistemleri bu tabire çok daha uyuyor. Şimdi aşağıdaki başlıkları inceleyerek yeni nesil çalışma alanları hakkında bilgi edinebilir, size sağlayacağı avantajları kısaca öğrenebilirsiniz.

Yeni Nesil Çalışma Alanı Nedir?

Yeni nesil çalışma alanı terimini kısaca şirketler, ekipler ve bireysel çalışanların kısa ya da uzun süreli olarak kiraladıkları ortak ya da özel çalışma alanları olarak tanımlayabiliriz. Sanal ofis ve hazır ofis gibi çalışma alanları bu tanıma bire bir uyan hizmetlerdir.

Tüm bu servislerin yeni nesil olarak adlandırılması, standart ofislere kıyasla bir hayli avantajlı ve farklı olması. Örneğin, standart bir ofis kiraladığınızda ofisinizin tüm yükünü tek başına üstlenmeniz gerekir. Faturasından personel giderlerine, mobilyalarından teknolojik aletlerine kadar pek çok kalem üzerinizdedir. Elbette bu denli yatırım yapılan bir ofiste çalışanların sürekli bir arada olması istenir. Ancak hazır ofis sistemlerinde bu gider kalemlerinin hiçbiri bulunmaz. Hazır ofis sistemlerinde yalnızca ödemeniz gereken belli başlı bir tutar vardır ve başka hiçbir sorumluluğu düşünmenize gerek kalmaz. Yeni nesil çalışma alanlarının sağladığı avantaj ve rahatlık, aynı zamanda çalışanlara da yansır. Günümüzde özellikle hibrit çalışma modelini benimseyen kuruluşlar, hazır ofis sistemlerinden yüksek oranda verim alır.

Yeni nesil çalışma alanı olarak konumlanan hazır ofisleri kullanan bir firmayı örnekleyelim. Bu firmada 5’er kişiden oluşan 2 ekip mevcut ve firma hibrit çalışma sistemini destekliyor. Haftanın belirli günleri bir ekip ofiste bir araya gelirken, diğer bir ekip uzaktan çalışıyor. Böylelikle ortaya hem sistematik bir çalışma döngüsü hem de kusursuz bir işleyiş çıkıyor.

Yeni Nesil Çalışma Alanlarının Avantajları Nelerdir?

Bir üst başlıkta da bahsettiğimiz üzere yeni nesil çalışma alanlarının pek çok farklı avantajı var. Ayrıca yeni nesil çalışma alanları 3 farklı başlık altında incelenebileceğinden, bu avantajlar da kullanım çeşidine göre değişiklik gösteriyor.

Hazır Ofis Avantajları

  • Hazır ofislerde fatura vb giderler bulunmaz.
  • İlk ofis kuruluş maliyeti yoktur, mobilya satın almanız gerekmez.
  • Karşılama elemanı ya da sekreter için personel ödemesi yapmanız gerekmez, servis sağlayıcınız tarafından karşılanır.
  • Hibrit çalışma sistemleri için oldukça uygundur.

Sanal Ofis Avantajları

Sanal ofisler, özellikle girişimciler ve uzaktan çalışanlar için benzersiz bir çözümdür. Minimum maliyetle bir şirket adresine sahip olarak ticari faaliyetlerini sürdürebilirler. Ancak sanal ofislerin avantajları bunlarla sınırlı değildir.

  • Maliyeti oldukça düşüktür.
  • Servis sağlayıcısı, sanal ofis hizmetine ek olarak yan haklar sağlayabilir. Windowist’te şu yan haklara sahip olursunuz:
  • Toplantı odalarına erişim,
  • Xerox odalarına erişim,
  • Ortak çalışma alanlarına erişim gibi.
  • Lokasyondan bağımsız ticari faaliyetlerinizi sürdürebilirsiniz.

Son olarak her ne kadar ana bir servis olmasa da ortak çalışma alanları da günümüzde oldukça popülerdir. Bir ortak çalışma alanı hizmetinden faydalandığınızda pek çok farklı avantaja kolaylıkla erişebilirsiniz. Tamamen çalışanların rahatı ve verimliliği düşünülerek tasarlanan ortak çalışma alanları, çalışma verimliliğinin yanı sıra network’ünüz konusunda da bir hayli etkili olacaktır.

Sizler de yeni nesil çalışma alanlarıyla tanışmak, iş kültürünüzü geliştirirken çalışanlarınızı daha verimli bir çalışma kurgusuna entegre etmek istiyorsanız şimdi Sanal ofis, Hazır ofis ve coworking space gibi yeni nesil çalışma alanlarıyla tanışmak için Windowist Tower’ı ziyaret edin!

Pandemide Digital Nomad Olmak

Yeni Dünya’da, yani pandemide digital nomad olmak pek çok avantajı beraberinde getiriyor. Pandemi sebebiyle iş dünyasında köklü değişiklikler yaşanırken pek çok yeni sistem ortaya çıktı ve önceleri çok da mümkün gözükmeyen iş akışları artık standart haline geldi. Hala herkesin cesaret edemeyeceği bir şey olsa da digital nomad’ler artık günümüzün bir gerçeği. Digital nomad nedir içeriğimizde de bahsettiğimiz gibi günümüzde pek çok kişi seyahat ederken ticari faaliyetlerini sürdürüyor ve bunu yalnızca bir çalışma biçimi değil; yaşam biçimi haline getirmiş durumdalar. Peki pandemide digital nomad olmak, tam olarak ne gibi fırsatlar getiriyor? Aşağıdaki başlıkları inceleyerek pandeminin dijital iş dünyasına etkileri ve digital nomad’lerin günümüz iş dünyasındaki konumunu görüntüleyebilirsiniz.

Öncelikle Digital Nomad Nedir?

Digital nomad kelime anlamıyla tam olarak “dijital göçebe” anlamına geliyor. Yani işini lokasyon bağımsız olarak internet üzerinden icra edebildiği için seyahat ederek çalışan kişiler digital nomad olarak adlandırılıyor. Günümüzde her ne kadar digital nomad’lerin önemli bir bölümünü genç kişiler oluştursa da sanılanın aksine bu popülasyonun tamamı gençlerden oluşmuyor. Bugün digital nomad olarak hayatını sürdüren pek çok aile ve ileri yaşlı insan da mevcut.

Bir dijital göçebe çalışmak için sabit bir ofise ihtiyaç duymaz. İnternet bağlantısı ve laptop fişini takabileceği bir priz bulunan her yer dijital göçebelerin potansiyel ofisi haline gelebilir. Günün belirli saatinde çalışan dijital göçebeler, işten arta kalan zamanda ise turistik faaliyetler gerçekleştiriyorlar. Üstelik bu göçebeler çok sık yer değiştiriyorlar. Yani aynı anda hem çalışıyor hem de tatil yapıyorlar.

“Hem çalışıp hem tatil yapılır mı ya hu?” diyenlerdenseniz, Workation nedir içeriğimizi okumanızı öneririz. Günümüzde insanlar verimliliklerini ve ruh sağlıklarını korumak için sıklıkla bu yöntemlere başvuruyor. Her ne kadar iş dünyasının halen önemli bir bölümü 9-5 çalışma düzenine sahip olsa da yavaş yavaş dünyanın dört bir yanından dijital çalışanlar bu düzeni terk ediyor.

Pandeminin Dijital Göçebelere Etkisi

Pandemiden önce de var olan dijital göçebelik terimi, pandemi sonrasında iş yaklaşımlarının ve iş sistemlerinin değişmesiyle birlikte daha da yaygınlaştı. Öyle ki, bugün dünyada çeşitli milletlerden oluşan yaklaşık 36 milyonluk bir dijital göçebe topluluğu mevcut. Bu topluluk ani bir kararla bir ülke kurmaya karar verdiğinde, dünya nüfus sıralamasına göre Kanada’dan hemen sonra 41. sırada yer alırdı.

Pandemi tüm dünyayı olumsuz yönde etkilerken, dijital göçebeler için çeşitli fırsatlar ortaya çıkardı. İş dünyası bildiğiniz üzere her gün gelişiyor ve değişiyor. 5 yıl kadar önce sıcak bakılmayan fikirler, bugün en geleneksel kişiler tarafından dahi kolaylıkla benimsenebiliyor. Pandeminin getirdiği bu değişikliklerden en çok faydalanan gruplardan biri ise dijital göçebeler oldu. Dijital göçebeler eskiden çoğunlukla kendi işlerini icra eder ya da freelance hizmet sunarlardı. Ancak günümüzde tam zamanlı bir işte mesai kavramıyla çalışan dijital göçebelerin sayısı bir hayli arttı.

Dijital göçebelik kavramı yalnızca iş dünyasında değil; ülkeler özelinde de benimsendi. Günümüzde pek çok ülke dijital göçebelere vize kolaylığı sağlıyor ve onları ülkelerine davet ediyor. Dijital göçebelere özel kafeler, konaklama alanları ve hatta pub’lar dahi mevcut! Avrupa’da toplantı kabini kiralama girişimleri boy gösterirken, dijital göçebeler hiçbir zaman olmadığı kadar mutlu.

Dijital Göçebeler Tarafından Tercih Edilen Ülkeler

Portekiz

Portekiz, dijital göçebeler için cennet klasmanında bir ülke. Portekiz zaten halihazırda Golden Visa gibi programlarıyla öne çıkan, göçmen dostu bir ülke. Ayrıca son zamanlarda kripto para özelinde oluşturduğu vergi kolaylığı sağlayan programlarla daha fazla ziyaretçi çekmeye başladı. Bu ülke elbette dijital göçebeleri de göz önünde bulunduruyor ve şartları karşılayan göçebelere kolaylıkla vize sağlıyor.

Tayland

Uzak Doğu ülkeleri günümüzde pek çok kişi tarafından halen mistik ülkeler gibi görülseler de söz konu teknoloji ve teknolojiyi hayata entegre etmek olduğunda Batılı ülkeler Doğulu ülkelere kıyasla bir hayli geride kalıyor. Dijital göçebe vizesine sahip olan Tayland, göçebelerin sıklıkla tercih ettiği lokasyonlardan birisi.

Sizler de uzaktan çalışırken işinizi idame ettirmek ve müşterilerinize hizmet sunmak istiyorsanız, şimdi Sanal ofis çözümlerimizi inceleyebilirsiniz. Sanal ofisler sayesinde lokasyondan bağımsız çalışırken ticari faaliyetlerini devam ettirebilir, müşterilerinizi faturalandırmaya devam edebilirsiniz. Eğer işinizi yalnız başınıza değil de bir ekiple yürütüyorsanız, ancak ekibiniz halen Türkiye’den çalışmaya devam ediyorsa şirket kültürünüzü geliştirmek ve ekip arası iletişimi güçlendirmek için standart ofislere kıyasla bir hayli avantajlı olan hazır ofis kiralama fırsatlarını da değerlendirebilirsiniz.

Workation Nedir?

Pandemiyle birlikte iş hayatı oldukça değişmeye ve gelişmeye başladı. Daha önceleri uçuk gelen, yöneticilerden çalışanlara kadar pek çok kişinin aklına dahi gelmeyecek yaklaşımlar artık bazı şirketler arasında standart haline geldi. Zoom toplantıları, sosyal mesafe ve en meşhuru uzaktan çalışma. Pandemi sonrasında değişen iş dünyasının en büyük dinamiği uzaktan çalışma haline geldi. Bu noktada, uzaktan çalışma formatı dahi değişmeye ve dallanmaya başladı! Workation terimi de bu dallanmanın sonucunda oluşan, oldukça ilgi çekici ve verimliliği artıran bir yöntem. Şimdi aşağıdaki başlıkları inceleyerek Workation nedir öğrenebilir, sizler de Workation yaklaşımını benimseyebilirsiniz!

Workation Nedir?

Workation, “Work” ve “Vacation” kelimelerinin birleşiminden türeyen bir kelimedir. Çalışmak ve tatil, her ne kadar birbirlerine oldukça uzak terimler olsalar da uzaktan çalışma sayesinde artık bu iki terim bir araya gelip yep yeni bir kavram oluşturabiliyor.

Workation yapmak için elbette ilk şart, uzaktan çalışma sistemine dahil olmak. Günümüzde özellikle dijital sektörde çalışan pazarlamacılar, uzmanlar, yazılımcılar ve hatta IK departmanı çalışanları dahi uzaktan çalışma sistemine entegre oldular.

Workation Nasıl Yapılır?

Uzaktan çalışıyor ve iş takviminizi kendiniz Schedule edebiliyorsanız, Workation yapmak için önünüzde hiçbir engel yok. Günün belirli saatlerinde çalışarak sorumluluklarınızı yerine getirebilir, günün kalanında tatil yapabilirsiniz. Workation hem tatil hem çalışma dengesinin sağlandığı muhteşem bir mantığın eseri. Ayrıca çalışanlara da büyük bir avantaj sağlıyor, bu avantajları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Motivasyon artışı,
  • Verimlilik artışı,
  • Yaratıcılık artışı,
  • Dinlenme,
  • Üretkenlik ve
  • İşten duyulan memnuniyetin artması.

Workation konusunda pek çok kişinin kafasını karıştıran bazı temel sorular mevcut. Tatil yaparken çalışılır mı ya da tatil alanında iş yetişir mi gibi sorular oldukça doğal ve hiç şaşırtıcı değil. Ancak Workation kavramını yıllık izin tatili ile karıştırmamak gerekiyor. Burada Workation’a çıkacak kişinin çok dirayetli bir mindset’e sahip olması gerekiyor. Buna ek olarak kusursuz bir planlama da yapmalısınız elbette. Mesela, tatil yapacağınız alanları internet bağlantısı açısından incelemeli ve internete erişimde asla sorun yaşamayacağınızdan emin olmalısınız. Bunlara ek olarak:

  • Çalışma sırasında iş konforunuzu bozmayacak alanlar belirlemek (Tatil noktasında bir kafe gibi)
  • İş akışınızı kusursuz bir şekilde planlamalı ve sorumluluklarınız bitmeden programınızı yarıda bırakmamalısınız
  • İş akışınızın gerektirdiği olanaklara erişim sahibi olmalısınız

Tüm bunları sağladığınız taktirde Workation zor bir işleyişten ziyade oldukça keyifli bir çalışma stiline dönüşüyor.

Workation Verimsiz Mi?

Workation, özellikle geleneksel çalışma stiline alışkın olan kişiler tarafından sıkça eleştiriliyor. Bunun sebebi, Workation kelimesinin aslında bir oksimoron olması. Oksimoron, birbiriyle tamamıyla çelişen zıt anlamlı kelimelerin bir arada kullanılmasına deniyor. Yani kısaca, “tatil ile iş bir arada olur mu ya hu!” gibi bir tepki bu.

Ancak günümüzde yalnızca Workation değil, digital nomad gibi terimler dahi hayatımızda yerini koruyor. Bırakın ülkemizin küçük bir tatil beldesinde hem çalışmayı hem tatil yapmayı, insanlar uzak doğu ülkelerini gezerken dahi iş sorumluluklarını yerine getirebiliyorlar! Yani kıssadan hisse, verimsiz olan Workation değil; insanların çalışma alışkanlıkları. Gerçekten dirayetli olabilen, planlama yapabilen ve yaptığı planlamaya uyabilen herkes Workation yapabilir ve bundan maksimum verimi elde edebilir.

Workation’dan bahsederken ülkemiz sınırlarında olmanız gerektiğini söylemedik. Her ne kadar bir digital nomad olmasanız da şayet uzaktan çalışıyorsanız ve haftanın belirli günlerinde ofisinizde olmak zorunda değilseniz, yurtdışında da Workation yapabilirsiniz. Üstelik pandeminin getirilerinden biri olan “uzaktan çalışma vizesi” ile Workation planınıza renk katabilirsiniz. Aşağıdaki ülkeler gelirinizi ve işinizi kanıtladığınız taktirde uzaktan çalışma, yani aslında nomad vizesi verebiliyor:

  • Antigua ve Barbuda
  • Barbados
  • Kosta Rika
  • Dubai
  • Estonya
  • Almanya
  • Gürcistan
  • İspanya
  • Portekiz
  • Meksika
  • Norveç

Son olarak, Workation terimi aslında bir şirkette uzaktan çalışma modeliyle tam zamanlı olarak çalışan kişiler için ortaya atılmış bir terim. Ancak digital nomad’ler düşünüldüğünde aslında çalışarak gezen herkesin Workation yaptığını söylemek mümkün. Sizler de gezerken aynı zamanda ticari faaliyetlerinizi sürdürmek istiyorsanız, Sanal ofis hizmetlerinden faydalanarak bunu gerçekleştirebilirsiniz. Sanal ofisler sayesinde lokasyondan bağımsız çalışabilir, müşterilerinize fatura kesmeye devam edebilirsiniz. Sanal ofisler hakkında daha fazla bilgi için şimdi aşağıdaki bağlantıya tıklayarak hizmetlerimiz hakkında bilgi edinebilirsiniz:

İlgili Bağlantı: https://www.windowist.com/sanal-ofis/

Vizyon ve Misyon Arasındaki Fark Nedir?

İş hayatında ve özellikle markaları tanıma sürecinde herkesin duymaya alışkın olduğu vizyon ve misyon terimlerine aslında ne kadar aşinayız? Vizyon ve misyon arasındaki fark nedir sorusuna yanıt arayan pek çok kullanıcının olması, bu iki terimi aslında yakından tanımıyor olduğumuzu gösteriyor. Aşağıdaki başlıkları inceleyerek vizyon ve misyon arasındaki fark nedir sorusuna yanıt bulabilirsiniz.

Vizyon ve Misyon Nedir?

Misyon öncelikle markanızın ön yüzü, direksiyonudur. Neden bu markayı kurdunuz? Kimler için nasıl bir hizmet sağlamak istiyorsunuz? Bu gibi soruların cevapları tamamen vizyona aittir. Misyon şu andır. Şimdiki zamanda yaptığınız eylem ve aktivitelerinizdir.

Vizyon, markanızın hedefidir. Neyi hedefliyorsunuz ve bu yolda giderken yapmak istediğiniz adımlar nelerdir? Bu gibi cevaplarda vizyonun anlamını karşılar.

Vizyon ve misyon metinleri hakkında daha fazla detaya ihtiyaç duyuyorsanız, vizyon ve misyon nedir isimli içeriğimizi inceleyebilirsiniz.

Vizyon ve Misyon Arasındaki Fark Nedir?

Vizyon ile misyon arasındaki en belirgin fark; misyon terimi, markanızın mevcut pozisyonunu ifade ederken vizyon terimi ise markanızın gelecek hedeflerini ifade eder. Yani kısaca misyon bugününüzü, vizyon ise yarınınızı tanımlar.

Yukarıdaki özette de bahsettiğimiz üzere misyon markanızın kısa süreli durumunu, işleyişini, hizmetini ve hizmet amacını anlatırken vizyon ise markanızın geleceğe dönük planlarını anlatır.

Vizyon ya da misyon birbirinden üstün değildir. Bir marka için misyon ne kadar önemliyse; vizyon da en az o kadar önemli olmalıdır. Bugün mükemmeli hedefleyen bir markanın gelecekte kusursuzluğu hedeflemesi gerekir.

Vizyon ile misyon arasındaki farka değinirken, bu metinlerin sonsuza kadar aynı kalmayacağını ve markanız ile ilgili bir gelişme yaşandığında bu metinlerin de güncellenebileceğini söylemek yanlış olmaz. Markanızı kurarken vizyonunuz olan bir hususun yıllar sonra misyonunuz haline gelmesi oldukça olağandır.

Pegasus havayolunun resmî web sayfasında açıkladığı misyon ve vizyon yazısına bir göz atalım:

Misyonumuz: Havayoluyla yolculuğun herkesin hakkı olduğuna inanıyoruz. Pegasus Ailesi, tedarikçilerimiz ve iş ortaklarımız hep birlikte bunun için çalışıyoruz.

Vizyonumuz: Yenilikçi, akılcı, ilkeli ve sorumlu yaklaşımımızla bölgemizde lider ekonomik havayolu olmak.

Şimdi bu örnek üstünde açıklamamızı yapalım. Pegasus şirketi misyon bildirgesinde “herkesin uçak seyahati yapabilmesi için varız” diyerek, “Markanızın amacı nedir?” sorusuna cevap veriyor. Vizyon yazısında ise “ekonomik olma özelliğimiz ile lider firma olmayı amaçlıyoruz” diyerek “Gelecekte hangi konumda olmayı planlıyorsunuz?” sorusunu yanıtlıyor.

Dediğimiz gibi, bu iki kavram aynı zamanda benzerlikte taşır. Şimdi benzer yönlerine de bir bakalım…

Bu iki kelimede gelişmek ve markayı ileriye taşımayı hedefler. Hedefte ilerlerken bir diğer ortak amaçları da çalışanlarına güven vermektir.

Sürekli beraber çalışarak motiveyi arttırırlar. Aynı zamanda şirket çalışanlarını da ileriye götürmeyi hedeflerler.

Vizyon ve Misyon Metinleri Hazırlarken Dikkatli Olun!

Seçeceğiniz kelimeler açık ve okurken bir bütün halinde akıcı olmalıdır. Fazla anlatımla şirketin politikasını riske atmak istemezsiniz. Bu itibarınızı daha güçlü yapacaktır. Bu yüzden bu kelimeler altında içeriklerinizi her zaman sade tutun ve sadece hedef ve başarılarınızdan bahsedin.

Son olarak. Sadece bir şirketin bir kuruluşun vizyon ve misyonu yoktur. Çoğu insanın da bu kavramlara sahip olması gerekir. Başarılı bir iş yaşamı veya kaliteli bir şirket için mutlaka vizyon ve misyon sahibi olmaya özen gösteriniz. Bu iki temel kavram tamamen hayatımızı şekillendirebilir… İşte vizyon ile misyon arasındaki fark bu kadar basit.

Kurumsal Mail Yazımı

Kurumsal Mail Nasıl Yazılır? Mail Dili ve Örnekleri

İletışim araçları, iş hayatında gündelik hayatımıza kadar neredeyse her alanda önemini koruyor ve bizler tarafından aktif olarak kullanılıyor. Söz konusu iş hayatı olduğunda ise mailler en az vücudumuzun bir uzvu kadar değere sahip oluyor. Kurumsal mail yazma, doğru ve profesyonel iletişim kurmanın temel taşlarından biridir.

Bu rehberimizde “Kurumsal mail nasıl yazılır?” sorusunu detaylıca ele aldık. Aşağıdaki başlıklar ış hayatınızda etkili ve profesyonel mailler oluşturmanızı sağlayacaktır.

Mail Dili Nasıl Olmalı?

Kurumsal bir mailin dili, profesyonel, saygılı ve anlaşılabilir olmalıdır.

  • Resmi Dil: Maillerde mutlaka resmi bir dil kullanmalı ve günlük iletişim dilinden uzak durmalısınız.
  • Kısa ve Net: Cümleleriniz kısa, sade ve herkesin anlayabileceği bir şekilde olmalı.
  • Samimiyet ve Profesyonellik Dengesi: Profesyonel dil kullanırken samimi bir ton yakalamak, alıcı üzerinde olumlu bir etki yaratabilir.
  • Doğru İmla ve Dil Bilgisi: Yazım hatalarına özen gösterin ve göndermeden önce mailinizi mutlaka kontrol edin. Daha detaylı bilgi için mail yazım kuralları yazımızı da incelemenizi öneririz.

Kurumsal Mail Nasıl Oluşturulur?

Kurumsal Mail Nasıl Oluşturulur?

1. Selamlama ile Başlayın

Bir kurumsal mailin başlangıcı, karşı tarafı selamlamayı içermelidir.

  • “Merhaba [Alıcı Adı] Bey/Hanım”
  • “Sayın [Alıcı Adı]”

Bu selamlama, saygılı bir tonda maili başlatmanıza yardımcı olur.

2. Mailin Giriş Kısmı

Mailin giriş cümlesi, mesajın konusuna yumuşak bir geçiş sağlamalıdır.

Örnek:
“Umarım bu e-posta size ulaştığında sağlığınız ve işleriniz yolundadır. [Kurumunuz Adı] olarak sizinle [belirli konu/amaç] hakkında iletişim kurmaktan mutluluk duyuyoruz.”

3. Ana Konuya Odaklanın

Mailinizin ana bölümünde:

  • Mesajınızın amacını net bir şekilde ifade edin.
  • Gereksiz detaylardan uzak durun.
  • Sade ve anlaşılabilir bir dil kullanın.
  • Karşı tarafın aklına gelebilecek soruları önceden yanıtlayın.

4. Net Bilgi Verin

Karşı tarafın sorması muhtemel soruların yanıtlarını içermeyen bir mail, gereksiz yazışmalara sebep olur.

Örnek:
“Toplantıyı 20 Aralık Çarşamba günü saat 15:00’te yapmayı planlıyoruz. Katılım teyidinizi en geç 18 Aralık tarihine kadar iletmenizi rica ederiz.”

5. Dosya Eklerini Unutmayın

“Dosya ektedir” dedikten sonra unutulan bir dosya, profesyonel olmayan bir izlenim yaratır. Dosya eklerinizi mutlaka kontrol edin ve eklerin görünürlüğüne özen gösterin.

6. Double Check İle Kontrol Edin

Maili göndermeden önce:

  • Alıcı adını ve mail adresini doğrulamak
  • Mailin konu başlığını kontrol etmek
  • Eklerin doğru çalıştığını test etmek

oldukça önemlidir.

7. Maili Doğru Kapatın

Mailinizi resmi ve saygılı bir şekilde sonlandırın.

Kapanış Örnekleri:

  • Saygılarımla
  • Teşekkürler
  • İyi çalışmalar
  • Şimdiden teşekkür ederim

Mail imzanızda mutlaka aşağıdaki bilgiler yer almalıdır:

  • İsim ve unvan
  • Telefon numarası
  • Mail adresi ve web sitesi
  • Varsa sosyal medya bağlantıları

Mail Yazarken Nasıl Başlanır?

Kurumsal bir maile başlarken alıcıyı selamlamanız gerekir. Aşağıdaki örnekleri kullanabilirsiniz:

  • “Merhaba [Alıcı Adı] Bey/Hanım”
  • “Sayın [Alıcı Adı],”

Bu selamlamanın ardından, giriş cümlesiyle mesajınızın amacına geçiş yapabilirsiniz.

Kurumsal Maile Nasıl Başlanır?

Mail Örneği

1 Toplantı Talebi Hakkında Maili

Sayın [Alıcı Adı],

Umarım bu mail size iyi bir günün parçası olarak ulaşıyordur. [Şirket Adı] olarak, [Şirket Hakkında Kısa Bilgi] ve [Hizmetiniz] hakkında daha fazla bilgi paylaşmak adına bir toplantı gerçekleştirmek isteriz.

Toplantı tarihini sizin uygun olduğunuz bir zamana göre ayarlayabiliriz. Katılım teyidinizi rica ederim.

Geri dönüşünüzü bekliyor olacağım.

Saygılarımla,
[Adınız]
[Unvanınız]
[Şirket Adı]
[Telefon ve Mail Bilgileri]


2. Teklif Sunumu Maili

Konu: Teklif Sunumu Hakkında

Sayın [Alıcı Adı],

İlgilendiğiniz [hizmet/ürün] ile ilgili hazırladığımız teklifi ekte sunuyorum. Teklif detaylarını inceledikten sonra herhangi bir sorunuz olursa, size yardımcı olmaktan memnuniyet duyarım.

Geri dönüşünüzü bekliyor olacağım.

Saygılarımla,
[Adınız]
[Unvanınız]
[Şirket Adı]
[İletişim Bilgileri]


3. Görev veya Bilgi İsteği

Konu: [Belirli Görev/Bilgi] Talebi

Merhaba [Alıcı Adı] Bey/Hanım,

[Proje adı/konu] ile ilgili aşağıdaki bilgilere ihtiyacım bulunuyor:

  1. [Bilgi 1]
  2. [Bilgi 2]
  3. [Bilgi 3]

Bilgileri en geç [tarih] tarihine kadar iletebilirseniz çok sevinirim.

Teşekkür ederim.

Saygılarımla,
[Adınız]
[Unvanınız]
[Şirket Adı]
[İletişim Bilgileri]


4. Teşekkür Maili

Konu: Teşekkürler

Sayın [Alıcı Adı],

[Belirli toplantı/yardım/destek] için teşekkür ederim. Sağladığınız bilgiler bizim için oldukça değerliydi.

İlerleyen süreçte de işbirliğimizin devamını dilerim.

Saygılarımla,
[Adınız]
[Unvanınız]
[Şirket Adı]
[İletişim Bilgileri]


Bu rehber sayesinde kurumsal maillerinizi profesyonel bir şekilde oluşturabilir ve iş hayatınızda etkili iletişim kurabilirsiniz.

Bonus: Windowist Tower ile tanıştınız mı? Maslak hazır ofis kiralama çözümleriyle iş akışınızı bir adım daha öteye taşımayı amaçlayan Windowist, kullanıcıların ihtiyaç duyabileceği her detayı düşünerek hazırlanmış ofis alanlarına sahiptir. Sizlerle tanışmaya can atıyoruz!

Kurumsal e-postalarınızı düzenlerken Mail order nedir konusu hakkında bilgi sahibi olmanız faydalı olabilir.

Vizyon ve Misyon Nedir? Vizyon ve Misyon Metinleri Nasıl Hazırlanır?

Markalar hakkında araştırma yaparken, neredeyse her markanın internet sitesinde vizyon ve misyon metinleri görürüz.
Bu 2 kavram hakkında neredeyse hepimiz derme çatma bilgiye sahibiz. Ancak aslında kulağa benzer gelen bu iki kelime aslında birbirlerinden çok farklıdır. Gerçekte vizyon ve misyon nedir? En belirgin farklarla anlaşılmayanları ortaya koyalım.

Vizyon ve misyon nedir?

Çok basit bir anlatım ile bu iki kavramı hemen açıklayalım. Misyon şu anda var olan herhangi bir markanın, şirketin, kurum ve kuruluşların amacını, neden kurulduklarını, kim tarafından kurulduğunu temel bir şekilde anlatan bir terimdir. Misyon İngilizce dilindeki “mission” yani “görev” kelimesinden dilimize geçiş yapmıştır.

Vizyon, kurum ya da kuruluşların hedef aldığı faaliyet ya da gerçekleştirmek istedikleri gelecek planlarıdır. İngilizcedeki “vision” yani ileriyi görme, öngörü ve önsezi kelimesinden gelmektedir. Bu iki kavram, aslında markanızın bir özeti ve kimliğidir. İnsanlar sizi tanımak istediklerinde misyon ve vizyon metinlerinizi okuyacaktır. İyi bir ön izlenim bırakmanız için kurumuzun misyon ve vizyonunu; yani kurumunuzun gelecekte neyi hedeflediğini en doğru bir şekilde ifade etmelisiniz.

Vizyon nedir? Vizyon metni nasıl hazırlanır?

Pek çok insan vizyon metinlerinin sıra dışı olması ve markalarını diğer markalardan ayıracak ifadeler barındırması gerektiğini düşünür. Ancak söz konusu kurumsal iş hayatı olduğunda, özgünlük ve eşsizlik kullanıcılara her zaman güven aşılamayabilir. Elbette vizyon metni nasıl hazırlanır sorusunun yanıtı bu değildir ancak bunu bilmeniz, hazırlayacağınız metnin kalitesini doğrudan etkileyecektir.

Vizyon metni hazırlarken yalnızca insanları etkilemeye değil; markanızın hayallerini ve hedeflerini olabilecek en açık şekilde anlatmaya odaklanmalısınız. Yalnızca insanları etkilemek amacıyla bir metin oluşturduğunuzda, ortaya çıkan metin her ne kadar etkileyici olsa da markanızı yansıtmıyor olabilir. Ancak markanızın gerçekten hayal ve hedeflerine odaklanan bir metin ürettiğinizde, bu metin hem markanızı hem de markanızın süslü hayallerini barındıracaktır.

Bir vizyon metni hazırlarken aşağıdaki soruları mutlaka kendinize sormalı ve hatta oluşturacağınız metinlerde belki de bu soruların yanıtlarına yer vermelisiniz.

  • Markamın gelecek hedefleri neler?
  • Markam, insanlara ne vadediyor?
  • Markama güvenen insanlar ne elde edecek?
  • Markamı rakiplerimden ayıran temel hususlar neler?
  • Markam, yakın gelecekte nerede olmayı hedefliyor?
  • Markam, hangi sorunları çözmeye çalışıyor?

Bu sorulardan da anlaşılabileceği üzere vizyon metni bugün markanızın ne konumda olduğunu değil; gelecekte hangi konuma erişmeyi hedeflediğini anlatmalıdır. Vizyon metninizi okuyan kullanıcılar şayet sizler kadar markanızın bu hedeflerine inanıyorsa, ortaya başarılı bir metin çıkardığınızı söylemek mümkün olacaktır.

 

Misyon nedir? Misyon metni nasıl hazırlanır?

Kurum ve marka kültürünüzü ve bu kültürle olan bütünlüğünüzü yansıttığınız yazılar, misyon metinleridir. Misyon aslında bir metinden de öte bir kavramdır. Misyon, markanızın kim olduğu ve ne yaptığını anlatır. İnsanların sizi neden tercih etmesi gerektiğini, sektörel tecrübenizi, kullanıcılara yaklaşımınızı ve kalite ölçütlerinizi misyon metinlerinde anlatabilmeniz mümkündür.

-Markamız neyi hedefler?

-Markamız kimler için uygundur?

-Markamız, kullanıcıların memnuniyetini sağlamak için ne gibi prensiplere sahiptir?

-Markamızın kalite ölçütleri nelerdir?

-Markamız, içerisinde bulunduğu sektöre neler katar?

Misyon her zaman bugünü tanımlar. Kısa vadeli amaç ve hedefler misyon kısmına girmektedir. Başarılı bir misyon metni için yaptığınız işin sınırlarını belirleyin. Çizgileriniz dışına çıkıp taklitlerden kaçının. Bu sizin siz olduğunuzu göstereceğiniz, anlatacağınız kısımdır. Orijinallik içerisinde yalın ifadeler kullanmalısınız. Hedef kitlenizi araştırın. Basit analizlerle kimlere seslenmek istediğinizi belirlemek ve sadece bu amaçla ilerlemek sizi daha anlaşılır yapacaktır.

Yöntem ve faaliyetlerinizi sık tutun. İşleme aldığınız her adımınızı kitleye bahsetmek sizin aktif ve hırslı olduğunuzu gösterir. Bu da bir misyon örneğidir.

Vizyon ve Misyon Örnekleri

Misyon ve vizyon metni hazırlarken, halihazırda saygı gören kurum ve kuruluşların metinlerini incelemek size büyük bir iç görü sağlayacaktır. Ancak bu iç görü bir taklide dönüşmemelidir. Bu metinleri hazırlarken her daim özgün olmalı ve reel çizgiler içerisinde gerçekten markanızı anlatmalısınız.

Türkiye’de ve dünyada birçok kuruluş yolculuğunun henüz başlangıcında vizyon ve misyonunu belirledikten sonra sektör içindeki gelişim ve değişimlerle vizyon ve misyonunu istediği her zaman güncelleyebilir.

Firma misyonu yazarken markaların kullanmış olduğu birkaç misyon örneklerine göz atalım:

Garanti Bankası

Vizyonumuz: Avrupa’da en iyi banka olmak

Misyonumuz: Etkinliğimiz, çevikliğimiz ve örgütsel verimliliğimizle müşterilerimize, hissedarlarımıza, çalışanlarımıza topluma ve çevreye kattığımız değeri sürekli ve belirgin bir biçimde arttırmak.

Opet:

Vizyonumuz: sektörde, Türkiye’nin bir numaralı akaryakıt dağıtım şirketi olmak,

Hizmet ve ürün kalitesiyle tüketicinin birinci tercihi olarak sürekliliği sağlamak,

Ülkemizde eğitime, sağlığa, çevreye ve tarihi değerlerimize sahip çıkarak daha bilinçli bir toplum oluşmasına katkıda bulunmak.

Misyonumuz: faaliyette bulunduğumuz sektörde; bireye ve topluma saygılı, hukuka, ekonomik ve ahlaki ilkelere bağlı, sağlık, emniyet ve çevreye duyarlı olarak Opet müşterileri, çalışanları ve hissedarlarının beklentilerini en üst seviyede karşılamak.

Sabancı Holding

Vizyonumuz: farklılıklar yaratarak kalıcı üstünlükler sağlamak.

Misyonumuz: rekabetçi ve sürdürülebilir büyüme potansiyeli olan “stratejik bir portföyü” paydaşlarına değer yaratacak şekilde yönetmek

İş dünyasına hitap eden basın kuruluşu:

Misyon: iş dünyasındaki gelişmeleri tarafsız ve kaliteli bir üslupla, habercilik ilkeleri uyarınca bildirmek. İş dünyasının haber alma ihtiyacını karşılamak.

Vizyon: sektörel habercilik alanında öncü kurum olmak.

Verdiğimiz vizyon ve misyon örneği ile firma misyonu oluşturma aşamasında genelde tek bir amaçla sade cümlelerle kurulmuş metinleri gördük. Vizyonda ise ileriye dönük fikirlere ve gelişmeye açık bir görüş görmekteyiz. Sonuç olarak pozitif, ön görüsü yüksek, kitleye hitap eden, açıklayıcı ifadeler kullanılmalıdır.

E-Posta & Mail Yazma Kuralları Nedir?

Konumuz günden güne sürekli değişen, her iş gününde kullandığımız e-postalar ya da İngilizce adı ile “mailler”. Pek çok kişi, çalışma hayatına başladığında mail yazma kurallarından haberdar değildir ve bu kuralları aslında tüm bunların birer kural olduğunu bilmeden yöneticilerinden ya da iş arkadaşlarından öğrenirler. Ancak işin özüne inildiğinde, mail yazma kuralları bir hayli detaylı ve oldukça önemlidir. Sizler de e-posta ve mail yazma kuralları nelerdir merak ediyorsanız, aşağıdaki başlıkları inceleyebilirsiniz.

Mail Yazma Kuralları Nedir?

Dünya genelinde günlük ortalama 200 milyar mail gönderimi yapılmakta olduğu tahmin edilir. Mail sayısının bu denli fazla olması elbette yalnızca insanlardan değil; markaların kampanya iletişiminde kullandıkları kanallardan da kaynaklanır. Ancak bu içeriğimizde insan elinden çıkma ve bir topluluğa değil; küçük bir gruba ya da kişiye ulaşan maillere odaklanıyoruz.

Mail yazma kuralları, maili kime yazıyor olduğumuza göre şekillenir. Kabaca tanımlamak gerekirse mailler resmi, kurumsal ve resmi olmayan şeklinde üçe ayrılabilir. Elbette bunu talep mailleri, rica mailleri ya da direktif mailleri gibi dallara ayırmak da mümkündür ancak temelleri ele almak çok daha anlaşılır olacaktır.

Mail yazma kurallarına geçmeden önce, mail araçlarında sık sık kullanılan kısaltmaları ve terimleri bilmeniz gerekir. Doğru maili yazmak kadar bu maili doğru kişi ya da kişilere ulaştırmak da bir hayli önemlidir.

  • -Alıcı / Kime / To: Maili göndereceğiniz kişi ya da kişiler.
  • -Cc (Carbon Copy): İlk muhatabımız olmayan ancak yine de maili görüntülemesi gereken kişileri belirtmek amacıyla kullanılır.
  • -Bcc (Blind Carbon Copy): Çok fazla kişiye aynı anda maili yollanıyorsa, diğer alıcıların adreslerin gözükmemesi için kullanılan alandır.
  • Subject (Konu): Mailin içeriğinin ne olduğunu anlatan 2-3 kelimelik alandır.
  • Mail imzası: Gönderilen veya alınan maillerin en alt kısmında bulunan kişinin maildeki imzasıdır. Bir başka deyişle kartvizit de denilebilir. İmza sahibi hakkında bilgileri bu kısımda görebilir ve bilgi edinebilirsiniz.

Artık bir mail aracında görebileceğiniz temel kısaltmaları ve terimleri biliyorsunuz. Sırada ise mail yazma kurallarını öğrenmek var!

Alıcıyı Belirleme

Doğru mail yazmak kadar, mailin muhatabını doğru seçmek de önemlidir. Konuyla ilgisi olmayan kişilerin mail süreçlerine dahil edilmesi hem istenmeyen sonuçlara hem de mail süreçlerinin uzamasına sebep olabilir. Bu sebepten, mailinizin alıcısını doğru belirlediğinizden emin olmalısınız.

Girizgah

Girizgah, bir mail hazırlarken oluşturacağınız ilk metindir. Girizgahlarda kullanacağınız ifadeler kurumunuzun kültürüne göre değişiklik gösterebilir. Nispeten yeni bir kültür yaratmış olan dijital ajanslarda çalışan kişilerin “Merhabalar İlgili Bey / Hanım” şeklinde bir girizgah yapması gerekirken; kendine ait ekosistemi bulunan ve kurumsal kimliğini ön planda tutan kurumlarda “Sayın İlgili Bey / Hanım” gibi bir girizgah yapmanız gerekebilir.

Girizgahta hitap her ne kadar değişiyor olsa da değişmeyen tek şey, girizgahta karşıdaki kişiyi selamlamanız gerektiğidir.

Mail İçeriği Oluşturma

Mail içeriği oluşturmak ile standart bir metin oluşturmak arasındaki farklar muhtemelen sayılamayacak kadar azdır. Tıpkı basit bir metinde olduğu gibi, maillerde de bir giriş bölümü, gelişme bölümü ve elbette bir sonuç bölümü olmalıdır.

Her mail tek bir konuya odaklanmalı ve bu konuyu olabildiğince açık bir şekilde karşıdaki kişiye aktarmalıdır. Özellikle iş amaçlı gerçekleştirilen mailleşmelerde bu bir hayli önemli bir konudur. Mailde kendinizi iyi anlatamadığınız taktirde, işin başarısız olması muhtemeldir.

Maili Sonlandırma

Yukarıda belirttiğimiz noktaları sırasıyla yerine getirdiğimize göre uygun ve etkili olan hitap şekliyle mailimizi bitirebiliriz. Sonlandırırken;

Kişinin pozisyonuna göre farklılık gösterebilir. Eğer aynı mevkii veya pozisyondaysanız “bilgilerinize, rica ederim” ifadeleri yer alırken bitişte “saygılarımla, sevgilerimle” ya da “iyi çalışmalar” yer alır. Sizden üst bir mevki ya da konumdaysa “bilgilerinize arz ederim, edilmiştir” sonda ise sadece “saygılarımla” ifadeleri kullanılabilir.

Tanıdığınız, samimi olduğunuz kişilerle bu durum daha çok esnetilebilir. Ancak yine de maillerde gerçekleştirdiğiniz tüm yazışmalarınızın kurum kültürünüze uygun olduğuna emin olmalısınız. Bu gibi durumlarda da;

“iyi günler, iyi hafta sonları, sevgiler, iyi tatiller vb” gibi daha samimi ifadeler kullanılabilir.

Yönetici ve Müdür Seviyesindeki Kişilere Nasıl Mail Yazılır?

Bir yöneticiye ve müdüre mail yazmak ile kurumunuzdaki herhangi bir çalışana mail yazmak arasında hiçbir fark olmamalıdır. Mail yazmanın kuralları daha önce de aktardığımız üzere saygılı bir girizgah, açıklayıcı bir gövde ve selamlayıcı bir sondan oluşur. Eğer şikayet ya da öneri gibi bir durum söz konusu değilse, yöneticinize mail yazarken ekstrem bir aksiyon almanız gerekmez. Ancak bir şikayet ya da öneri mevcutsa; bu noktada mail yazma kurallarının yanı sıra kurum kültürünü mutlaka göz önünde bulundurmanız gerekir.

Şirket içerisinde nasıl daha kurallı mailler yazabileceğinizi merak ediyorsanız; kurumsal mail nasıl yazılır isimli içeriğimizi inceleyebilirsiniz.

Şirket Dışından Birine Nasıl Mail Yazılır?

Genelde tanımadığımız ve bilmediğimiz kişiler tarafından mailler açılmaz. Çoğu insan spam ya da virüs olabileceğini düşündüğü için okumaya tenezzül etmez. Peki tanımadığımız ama önemli olan mailleri fark etmek için ne yapabiliriz?

Kullandığımız kişisel e-mail adresimiz adımız ve soyadımız olmalıdır. Karşı tarafın ilgisini çekecek ilk nokta budur. Bir sonraki ise konunun ne olduğu. Sürekli anlattığımız gibi mail yazarken Subject yani konu kısmı büyük önem taşır. Mail hakkında ön fikri konulardan ediniriz. Seçeceğiniz konu mail ile alakalı olmalıdır ve karşı tarafın göreceği şekilde ilk harfleri büyük harflerle yazılabilir.

İşle ilgili bir giriş yapmayı planlıyorsanız mutlaka şirketinizin, departmanınızın ismini belirtmeniz gerekir. Alıcınızın adını bilmiyorsanız sadece “Merhaba” diyerek başlayabilirsiniz. Çok resmi ve aynı zamanda çok samimi olmadan mail içeriği belirtilip kolay net bir dille mailinizi sonlandırabilirsiniz.

Şirket İçi İş Arkadaşına Nasıl Mail Yazılır?

İş arkadaşınıza maili yazmadan önce alıcının mail üzerindeki amacının ne olduğuna karar verin. Mailin içerik kısmına geçtikten sonra bilgi kısımlarını düzenleyebilirsiniz. Bilmeniz gereken örneğin rapor hakkında bilgi ya da herhangi bir geri bildirim için isteğinizi belirtebilirsiniz.

Samimi bir iş arkadaşınız ise daha az resmi bir dil ile yazabilirsiniz. Fakat bu aksi bir durumsa gayri resmi konuşmalardan uzak durmalısınız.

Yine e-mail yazma kurallarında belirttiğimiz gibi açık, net ve öz ifadeleri bol bol kullanın. Gereksiz uzun anlatım ve dolaylı anlatma her iki taraf için kafa karıştırıcı olabilir. Eğer sorunlar mail dışına çıkabilecek durumdaysa toplantı talep edip, düzenleyebilir ve olayı kalıcı bir şekilde çözümleyebilirsiniz.

E-posta ve mail yazma kuralları aslında oldukça standarttır. Ancak her kurumun kültürü, bu kuralları belirli oranda etkileyebilir. Etkili bir mail oluşturmak için ihtiyaç duyacağınız 3 temel adım bir girizgah, metin gövdesi ve mail sonu selamlamasıdır.

Resmi yazışmalarda sıkça karşılaşılan Mail order nedir sorusunun yanıtını öğrenmek iletişiminizi geliştirebilir.

© Windowist Tower. All rights reserved.
islami chat mekan bizim almanya chat sohbet cinsel sohbet sohbet mobil sohbet